"Çok düşündüm. Hep düşündüm ben. Olamayacakları, kedileri, seni, seni de düşündüm, babama o kadar bağırabilmen, ona kızabilmen, beni kulaklarımdan tutup, dikkatli ol demen, hep düşündüm bunları. Kızgınlığım büyük benim abi. Annemin düşen çocuğu doğsa ne olurdu acaba? Herkes yaşıyor bunları. Aşı gününde ağlamasam ne olurdu kimbilir? Abi Havin'le görüştük ve seviştik. Beni odasına çağırdı, önce konuşuyorduk, çok ağladı, seni özlediğini söyledi, başını kucağıma koydu, bir şey diyemedim, saçlarını okşadım. Duvardaki film posterlerine baktım. Sarhoştu sanırım. Ellerim titremeye başladı, çünkü ağlıyordu ve nefesi şeyime çok yakındı. Sertleştim. Kitaplara baktım. Sonra ayağa kalktı Havin. Kucağıma oturdu, kulağıma fısıldadı, senin adını söyledi hep, öyle sevişti benle. Çıktım odadan, eve giderken öyle çok ağladım ki, sonra bir baktım, o apartman. İşaretleri çok önceden görmeliydim değil mi? Her şey bir şekilde bitiyor abi. Bir gün bir odaya giriyorsun ki ve bir bakıyorsun bütün pencereler açık. Atlamak istemez mi insan? Bir kere sabah, yolda koşturdum durdum, bir tane araba geçmez mi yoldan? Geçmedi abi. Benim yaşamamı istiyor Allah. Sen istemiyorsun ama tabi. Kaç kere aradım telefonunu, cevap vermedin. Öleceğim ben, öldüreceğim kendimi, belki de öldürmem, banane, bilme, ama ortadan kaybolacağım. Garson gitti. Patronu bıçaklamış. Patronun kardeşi bana kötü kötü baktı, sonra siktir git dedi. Ağladım, salya sümük ayağına kapandım, özür diledim, anlamadı bir şey, silkeledi beni, attı ortalığa. Kızılay'daki, banka oturan kadın heykeli, onun yanına oturdum ben de. Neyse, sonra o apartmanı gördüm. 29. Numara 29.
Sana bir şiir yazdım abi:
Ben bir kere ölü kırlangıçlar gördüm
Duvarlara asıldılar onlar.
Ben bir kere yolda, kan gördüm.
Ertesi gün silmişler,
geriye kalan kola kutuları.
Ben bir kere nasılsın diye sordum.
Ben bir kere, nasıldım, hiç göremedin.
Yalnızlığı gidermek için böcek yer mi insan?
Ben bir kere çok tek başımaydım,
Böcek yedim, çok.
Beğendin mi? İlk denemem, o yüzden kötü gelmiş olabilir ama gerçekte yaşadıklarım üstüne yazdım bunu, yaşanmışlıktan doğan yazılar daha iyi oluyormuş, ilk okul öğretmenimi gördüm sokakta, gittim, tekme attım, sonra gülerek koştum, beni gördü, tanımadı salak. Sonra neyse, apartmanı gördüm, Numara 29. Girdim içeri. Selamladılar. Beni bekliyorlarmış öyle dediler. İçeride görüşme yapabilecek mişim, sonra da mektubumu yazabilecekmişim. MEKTUPLARDAN BİLE HABERLERİ VARDI ABİ. Takip ediliyor olabilirsin belki yani. Neden olmasın ki? Asansöre bindim, bisikletlerim geldi aklıma, sen süremezdin, salaksın bence sen, ne gülerdik ama, allah benim babamı cehenneme atsın, annemi de odunu yapsın, seni de ne yaparsa yapsın, yoksun artık sen benim için, umutsuz aşk bu, öyle bir şeymiş, kulakların da olmasın artık.
Kapıyı tıklattım abi. Bunlar on beş dakika önce oldu. Bana izin verdi şimdi yazıyorum her şeyi. Şiirimi de okudum, çok beğendiler hepsi. Neyse, karşısına çıktım, bir sandalyeye oturttular beni. Bana ne diyeceğini sordum. Ellerini önündeki lahmacundan çekti. Ayağa kalktı, yaklaştı, bana baktı, suratımı çevirdim, sonra yanındakine döndü ne dedi biliyor musun?
"Kim ulan bu?"
İşte Allah'ı böyle öldürdüm bugün abi.
Yine de sen cehennemde yanacaksın.
r."
Not: Daire numaram 29.